26 Temmuz 2010

4 Monşer Deyip Geçme O da Erkek!

Öncelikle haddimi aşan iki konu -dil ve Türkiye’de kadın olmak- üzerine atıp tutacağım için tüm sst takipçilerinden özür dilerim.Erkeklik, bir zihniyet olarak ülkemin her yerini, çatlak bile bırakmayacak şekilde kaplamışken, dili bu zihniyetten mahrum bıraktığını iddia etmek şüphesiz aptallık olur. Türkçe, toplumu gibi eril bir dildir ve her kullanıldığında bu zihniyeti hem meşrulaştırır hem de yeniden...
Devamını oku...

21 Temmuz 2010

0 Ahtapot Paul ve Öngörmenin Dayanılmaz Hafifliği

“İnsanı daha az değil, doğayı daha çok severim.” Lord Byron 2010 Güney Afrika Dünya Kupası hiç kuşku yok ki birçok yönüyle, iyi ya da kötü, hatırlanmaya değer bir organizasyon olarak hafızalarımızdaki yerini aldı. Futbolun kendisinden çok başka sembollerle de anılacak bir kupa olduğu herkesçe aşikâr. Değerli kalem Felix...
Devamını oku...

18 Temmuz 2010

2 Dünya Kupası Notları

Güney Afrika’ya gidip de bu notları aldığım düşünülmesin. Sağolsun trt, felsefi temeller ışığındaki anlatım ve yorumlarıyla evimize kadar getirdi bu heyecanı. Birkaç tanesini kaçırsam da, maçları izlemekten oldukça keyif aldım. Ama anlaşılan yorumcu ve spikerimiz buruk bir heyecan yaşadı. Neticede Türkiye’nin olmadığı bir dünya kupasıydı. Futbolu sadece milli hezeyan olarak düşünenlerin de içinde...
Devamını oku...

15 Temmuz 2010

2 Bir Çocukluk Travması Olarak Beden Eğitimi

‘Görünür olanı’ bir düş yolculuğuna çıkararak, o tüm sıkıcılığından bir nebze olsa arındırıp, eğlendirmek niyetindeyim hep. Tahayyül evrenimde belirenlerin çoğunlukla çocuk zamanlardan kalma hikâyeler olması bu yüzdendir. Zira tam da Max Frisch’in betimlediği anlamıyla Homo Faber ile, yani her şeyi bir amaç doğrultusunda araçsallaştırıp, varolanı tüketip yok etmeye vesile kılacak insan idesi ile...
Devamını oku...

13 Temmuz 2010

6 Bir Filozof Hikâyesi III

“Para elinin kiriyse, temizlik imandan gelir.” İmam Ruknettin George ile yaşanan hikâyeler ve para felsefesinin önemi arta dursun benim anlatacağım hikâye olmadan neden George’un para felsefesine yöneldiği ile ilgili yeterli kanıtımız olamaz. Kasvetli bir gecenin sabahında, sisli Berlin sokaklarının telaşlı işçileri sağa sola koşuşturup bağrışırken uyandım. Swatch marka analog kol saatime baktığımda...
Devamını oku...

0 Bir Filozof Hikâyesi II

Çok sevgili dostumuz Dr. Heimat Lose’un Georg’u anlattığı bu hikâye şüphesiz çok önemlidir. Fakat Georg’la yaşadığımız şu küçük ama anlamlı olay dikkate alınmadıkça eksik kalacak, dolayısıyla Para Felsefesi’ne giden yol tam anlamıyla aydınlanmayacaktır.1906’nın ilk aylarıydı. Sisli bir Berlin sabahına uyanmıştım. Havada her zamanki gibi çiğ ve is kokusu vardı. Saate baktım, 12 civarıydı. Hemen kalktım,...
Devamını oku...

11 Temmuz 2010

4 Bir Filozof Hikâyesi

“Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.” İmam Gazali 1906 yılının son aylarıydı. Sisli bir Berlin sabahına uyanmıştım. Havada çiğ ve is kokusu vardı. Kaldığım küçük otel odasının camından baktığımda, sanayi devriminin artığı o pis ve gri dumanın bütün şehri adeta bir canavar gibi yutmaya çalıştığını gördüm. Saate baktım; 7 civarıydı. Georg ile 8 buçuk gibi okul...
Devamını oku...

9 Temmuz 2010

1 Kuaför vs. Berber

Kuaför ile berber arasındaki ayrıma dair konuşmak esas itibariyle Martin Heidegger’in* yaptığı ayrıma işaretle “tekhne” ve “teknoloji”, belki bir anlamda da modern öncesi ve modern sonrası hakkında konuşmaktır. Bu doğrultuda konuyu açacak olursak, Heidegger’e göre modern insan özneyi merkeze koyan bir tavra sahiptir. Yani karşısındaki şeyi kendisine dışsal olarak algılar. Modern öncesi dönemde ise...
Devamını oku...

4 Temmuz 2010

1 Çizgi Roman’dan Alın Yazısına Bir Yaratılış Mühendisliği

“Gerçeklik Hissi İnsanı Gıdıklar” AnonimUlusal duygularımızın okşanışı, uluslararası arenada “Türk” gücünün, karizmasının sergilenişi, tarihi, kültürü ve toplumsal yapısıyla örnek gösterilişi birkaç büyük olay dışında kenarda köşede kalmış sehpa altı efsaneleri olarak günümüze kadar geldi. Mesela kurtuluş savaşı o dönem içerisinde büyük bir olaydı. Bu coğrafyada bir ulus, bir hareket ve...
Devamını oku...

3 Oralet Osman’dan Doğanay Limonata’ya

Biri soğuk savaş dönemi propaganda tekniklerinin etkisi altında çekildiğini düşündüğüm, marka ismini defalarca tekrar ederek bilinçaltı aşılaması yapmayı amaçlayan bir reklam, diğeri jingle’ı ile insanı hipnotize etmeyi amaçlayan kısa ama fatality bir reklam. Belki daha birçok noktadan değerlendirme yapılabilir, ancak ben bu reklamcılık meselelerinden hem pek anlamadığımdan hem de pek haz etmediğimden...
Devamını oku...
SST Atölye