20 Ocak 2013

0 İzdüşümsel Sevişmeler 2 - Part 1 Sosyal Tam Olma Hali

Yıllar önce dağdan inen üstadın insanları bulmak için panayıra koşması günümüzde tekrarlansa aynı üstadın sosyal medya sitelerinden bir tanesinde hesap açmasına benzerdi. Fakat üstat gösterinin ortasında izleyicilere konuşarak onları gösterinin büyüsünden kurtarmaya ve ölen tanrıyı, tanrının ölümüyle olanları anlatmaya çalışırken günümüzde gösterinin kırıcısı değil herhangi bir izleyici konumuna indirgenirdi ya da tanrının ölümünü ilan eden üstat günümüzde yaşasa neyin ölümünü ilan ederdi, belki de ölümün ölümünü... 

Bir gün sokaktan geçen bir kadını bir hafta sonra tekrar gördüğünüzü hayal edelim, kadını ilk gördüğünüzde saçları boyalıdır, bakımlıdır, ikinci gördüğünüzde ise makyajsız ve başını kapatmıştır. Bu iki görüntü arasındaki farka dair yorum ilk başta kadındaki muhafazakarlaşma eğilimi olabilir ve bu eğilimin açıklamasını güncel politik tezahürler etrafında yaparız, belki de daha ileri giderek İslam’a dair kadının bilinçsizliğinden İslam’daki kapanma usullerini kadının farklı algıladığından bahsedebiliriz, bir adım daha giderek bu değişimin eleştirisi aşağılamaya yönelebilir ve yorum kadının cehaleti olabilir. Bölgedeki kapanma usullerini bilen bir göz ise kadının ailesinden bir erkeğin öldüğünü ve kadının bu ölümün ardından öğrenilmiş acıyı öğrenilmiş usullerle gösterdiğini söyleyebilir. Ölen erkek, kadının kocası ya da oğludur. Sözsüz bir iletişim söz konusudur ve kadın bu hareketiyle belki de İslam’ın ortaya çıkmasından çok daha önce olan bir geleneği üretiyordur, kadının dine dair düşüncesinde bir değişim olmamıştır. ne muhafazakarlaşmıştır ne de çıkarları doğrultusunda hareket ediyordur, o sadece bir şeyler anlatıyordur. Burada muhafazakarlaşan kadın değil kadının eylemini yorumlayan bakıştır, bakışı çerçeveleyen paradigma ve paradigmayı gözler önüne seren kavramlarla anlatılan kadının hareketi değil yorum merkezinin ne kadar haklı olduğudur. 

Dönüştürücü radikal eleştiri olanı eleştirirken ya açık ya da gizil biçimde olması gerekeni de söyleme ve onu kutsallaştırma eğilimindedir. Olması gereken ise eleştirinin amacı yani eleştiri aracılığıyla dönüştürülmek istenen yaşamdır. Dönüştürücü radikal eleştiri geçmişte olan üzerinden değil gelecekte ya da o anda olması gereken üzerinden muhafazakardır. Dönüştürücü radikal eleştirinin sıkıntılarını radikal bir feminist grup kendi içeresinde yaşamıştır. Karşıt olarak konumlandırdıkları erili eleştirirken olması gerekeni kurguladıkları noktadan itibaren kendi içlerinde parçalanmaya başlamışlar ve bir grup aktivistin grubun içerisinden çıkmasıyla sonlanan bir süreç yaşamışlar ve güç kaybetmişlerdir.

Eleştirinin merkezini olması gereken üzerinden alınmayacaksa nerede bulabiliriz, eleştirilenin yerine yenisi konulmayacaksa ve bir öneri sunulmayacaksa susması mı gerekir sadece değişimlere bakan bir gözün. Eleştirinin merkezini değişken bir kavrama indirgeme taraftarıyım, sosyal tam olma haline... 

Bu metin sosyal medya üzerinde sosyal tam olma halinin izdüşümü olan sanal sosyal tam olma halini aramak üzerine inşa edilmiştir ve paradoksal biçimde metinde sanal sosyal tam olma haline geçecektir.

Tüketim tartışmalarındaki bir yaklaşıma göre insan başta tamlık halindedir daha sonra enerjisi azalır, tekrar o baştaki tamlık haline dönmek ister, onun için uğraşır. Örneğin toktur insan zamanla acıkmaya başlar ve doymak ister, baştaki tamlık hali tokluk halidir, yemek yemesi ise tüketim. Fakat bu tamlık düşüncesi ise tutarsız bir fantezidir örneğin yemek yeme eyleminde bile vücut o eylemi yerine getirebilmek için enerji harcamaktadır, besinlerin vücuda girmesiyle onların parçalanma işlemi de başlamaktadır. Tam olma hali ulaşılamayacak olanı simgelemektedir, ironik biçimde ideal olan hali. Ayrıca insan salt fizyolojik bir varlık değildir aynı zamanda yüzeysel olarak tanımlarsak sosyal bir varlıktır, o halde sosyal insanın sosyal tam olma hali nedir? İnsanın sosyal tam olma haline ulaşmaya çalışırken, fizyolojik tam olma haline ulaşmaya çalışırken tükettiklerinde bir kırılma yaşanmaktadır. Örneğin yemek yeme salt fizyolojik bir istek değil, mekan, yenilenin ne'liği, yemek yerken kullanılan nesneler, yemek yenilirken yemeğe olan yaklaşım vb. sonsuz değişkenin ve değişkenlere yüklenen anlamın gölgesinde sosyal tam olma halinde tüketilen olmaktadır, bu noktada tüketilen salt yemek değil yemek yemenin kendisidir.

Sosyal tam olma halini eleştirel bir kavram olarak kullanabiliriz fakat bu iddiayı öne sürmeden önce kavram karmaşasına düşmemek için; kendini gerçekleştirmek, kendine ulaşmak şeklinde kavramsallaştırabileceğimiz özelde Hint felsefesinin genel olarak ise doğu felsefesinin ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan insan düşüncesinden ayrılmamız gerekir. Kendini gerçekleştirme düşüncesi tehlikelidir çünkü insanları doğuştan farklılaştıran bir görünüme sahiptir. Senin bir özün var ve o öze ulaşmak için değişik aşamalardan geçmen gerekir, bu özü anlamak ve onu gerçekleştirmek kendini gerçekleştirmek olarak algılanır. Isıtılıp ısıtılıp satılan bu düşüncenin bir çok çıktısı etrafta görülebilir. Sosyal tam olma halinden kast edilen dönüştürücü eleştirinin eleştirisi ile paraleldir, hayata dair her perspektif olanı ve olması gerekeni tanımlar, bu tanımlamalar ışığında ideal sosyal tam olma halini üretir, o perspektiften yaşama bakanlar ise ideal sosyal tam olma hali için o perspektif tarafından üretilen eylemleri, beğenileri, kavramları tüketmektedir.

Tanıştığımız herhangi bir insan başlangıçta boş kağıt gibidir, daha sonra iletişim kurmadan önce bir çok faktörün devreye girmesiyle onun resmini çizmeye başlarız. Bu faktörler iletişimin ilk başladığı mekan, o an onun görünüşü, mekanda bulunma nedenleri. İletişime geçirdiği andan itibaren ses tonu, hareketleri vb. karşınızdakinin bedensel eylemleri ile o resim daha da derinleşmeye başlar. Fakat daha baştan o insana geçmişin ve sosyal tam olma halin yüklü olarak bakılmıştır, hem fırça hem de kullanacak renkler daha o insanı görmeden önce ele alınmıştır. Resim çizilirken aynı anda o resim kategorize edilmeye başlanır ve zihindeki tablolar manastırına kaldırılır. Benzerlikler ve benzerlikler üzerinden üretilen bilgi çerçevesinde o resim çizilmeye devam edilir aynı anda benzerlikler üzerinden üretilen bilgiyle hem geçmişteki hem de gelecekteki resimler çizilmeye devam eder. Benzerliklerin bilgisi salt deneyimin ürünü değildir, aynı zamanda senden önce üretilen bilginin de taşıyıcısıdır, bu bilgi üzerinden resmi tanımlamalar ve bu tanımlar çerçevesinde resme karşı eylemlerini biçimlendirirsin. Tablo çizme eylemi tek taraflı değil karşılıklıdır bu nedenle biçimlendirdiğin eylemlerle karşındakinin resmini çarpıtmaya başlarsın. Karşındaki senin sen karşındakinin yarım bozuk resimlerini çizerken aynı anda “kendi” tablonu da çizersin. Dışarıya yansıttığın sadece o tabloda kendini göstermek istediğin kısımlardır fakat o “kendi” tablosu da sürekli çizilen bir resimdir. Kendi tablosunun çizilmesinde en etkili güç o ideal sosyal tam olma hali illüzyonudur.

Bilişim teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çıkan/çıkartılan sosyal medya terimi başlı başına sıkıntılı bir tanımlamadır. Platformlara sosyal medya denilirken kast edilen her kullanıcının kendini haber veren, haberi toplayan ve paylaşan ve yorumlayan olarak yaşamını her hangi bir yayın yapan kanala benzetilmesidir. Fakat bu tanımlama sosyal medya sitelerine bakıldığında tutarsızdır çünkü sosyal medyada haberin nesnesi kullanıcının kendisidir, haberi yayma işlemini de kullanıcı tarafından yapılır. Kullanıcı kendisini haberin nesnesi yaparken aynı anda sosyal tam olma halinin izdüşümünü yaratarak sanal sosyal tam olma halini ortaya çıkartır. Herhangi bir gezi rehberini elinize aldığınızda gördüğünüz sadece orada mutlaka görülmesi gereken yerler değil, o bölgede görülmesi istenilmeyen, gözlerden kaçırılmak istenilen yerlerdir de. Gezi rehberi hem gösterilmek istenileni hem de gizlenmek istenileni bünyesinde taşır. Benzer şekilde sosyal medya ağlarında yaratılan profiller kullanıcının hem görülebilir kılmak istediği özellikleri hem de gizlediği özellikleri bünyesinde taşır. Gezi rehberlerinin çizdiği harita o bölgede yaşanılan güç ilişkilerinin ürünüyken sosyal medya sitelerinde yaratılan profil kullanıcının sosyal tam olma halinin ürünüdür ve paradoksal biçimde sosyal tam olma halinde tükettiğidir.

image source: Imsomnio by MaxHierro on DeviantART
Devamını oku...

18 Ocak 2013

2 Izdırabınısikiyim Prospektüs

Izdırap zihninizde yarattığınız dünya ile yaşadığınız dünya arasındaki çatışmaların, çelişkilerin gene zihninizde yarattığı baskıdır. Size ızdırabınısikiyim ilaçları ile bu baskıyı en aza indirmenin en basit yolunu sunuyoruz. 

Bu kullanma talimatı ızdırabınısikiyim ilaçlarını kullanmadan önce yapmanız gereken egzersizlerden oluşur. 

Önce şöyle güzelce bir koltuğa otur, kıçını biraz sağa sola yerleştirerek oturduğun yeri güzelce ez ve hızlıca kalk, bak kıçının izi az önce oturduğun yerde, o halde ne gerek var varoluşsal problemlere, sen varsın işte kıçından daha güzel bir kanıt mı ararsın. 

Şimdi kalk bir çay koy bakayım, koyunca tekrar bu prospektüsü eline al, aldın mı, dur şimdi çayın demlenmesi bekle, demledin mi, koy bakayım hem plastik bardağa hem de cam bardağa, koydun mu şimdi iç bakayım birer yudum her ikisinden de, plastik bardakta içtiğin çayın tadı daha garip geldi değil mi, yüzünü buruşturup onaylar gibisin, işte toplumun en güzel özelliği senin yerine neyin güzel olduğunu ve neyin güzel olmadığını söyler ve asla yanılmaz, şimdi bir şeker at şöyle ve şeker görünmeyene kadar karıştır, al bir yudum, bak söz dinleyince ne kadar kolay oluyor değil mi her şey, daha sonra bir şeker daha at al bir yudum, tadı daha hoş oldu değil mi dilini damağında şaplatma isteği uyandırdı, evet dediğini duyar gibiyim, o halde at üçüncü şekeri bak bakalım nasıl olmuş. Bu cümleden sonra oturup bardağa baktıysan ızdırabınısikiyimi kullanmana gerek yoktur sen baştan kıvama gelmişindir. Eğer bakmak yerine tattıysan çayın tadındaki değişimi fark etmiş olman lazım, şimdi baştan beri attığın kadar şeker at çayın içine, şimdi al bir yudum daha kusma isteği uyandırdı değil mi, işte kabul et ki hayatta değiştirebileceklerin ve değiştiremeyeceklerin vardır, altı şekerli çayın tadı boktandır bunu değiştiremezsin sadece bunu kabullenirsin, evet sen de hayatta diğer kabullenemediğin şeylere bir daha bak, evet orada onları zihninde yaratırken yüklediğin anlamlara odaklan ne kadar çok şey yüklemişin değil mi, at şimdi zihninden birer birer bu anlamları, ağaç sadece ağaçtır ve yeri geldiğinde kesmek gerekir, nedenini sorgulama ve keseni dinle daha kolay olacak hayat senin için emin ol, vardır onu kesenin de bir bildiği. Ormanın ortasına dikilen kaçak villalara bu açıdan bak hem nerede oturacak bu kadar insan, birkaç ağacın lafımı olur insanın yanında, ormanın ortasında oturması onun hakkı değil mi sen çaya altı şeker atmak istemiyorsan o da ormanda oturmak istiyor ne var bunu bu kadar büyütecek. 

Şimdi bardağa bak ve onun televizyon olduğunu hayal et, ondan televizyon olmasını iste (eğer bakmayı bırakıp televizyon kumandasını bardağa uzattıysan ızdırabınısikiyimi kullanmana gerek yoktur) televizyon oldu mu olmadı tabi ki, onun yaratılış amacı belli ne olacağı ya da ne olamayacağı, o bardak olarak yaratılmış ve işlevi belli, ondan fazlasını bekleyemezsin. Şimdi çevrene bak, toplumdaki işlevine odaklan, sen işçiysen işçi olmak için, sekretersen sekreter olmak için, başkalarının parasını hesaplayan muhasebeciysen muhasebeci olmak için eğitildin. Senin toplum içindeki işlevin bu tıpkı bardak gibi, ne bardaktan televizyon olmasını bekleyebilirsin ne de kendinden yaşamı değiştirebilme gücünü bekleyebilirsin, sen sensin işte kaç bin yıldan beri bilinen bir mantık kuralı bu sen sensin. Büyük üstat Descartes’i hatırla, o acaba sobanın içinde oturuyor muyum diye kuşku etti ama ben soba mıyım diye sormadı kendine, sen neden sorarsın kendine acaba kadın mı erkek miyim diye, bardak nasıl bardaksa sen de karşı cinsin duygularına sahip olmazsın yaratılışına ters, sakat. Şimdi diğer bardakları hayal et, bazıları küçüktür bazıları büyük, renk renk bardaklar. Büyük bardaklar daha fazla su alırlar küçükler ise daha az su. Niye büyük insanlara neden büyüksün diye soruyorsun, nasıl büyük bardağı yapan onu daha fazla su alması için yarattıysa o büyük insanların da işlevi daha fazla şeye sahip olmak, bu kadar basit kimseden çalmıyorlar ya da kimsenin hakkını almıyorlar onlar da diğer bardaklar gibi... 

Şimdi aynı bardağa kahve koy, bardağı yıkamam gerekli mi diye düşünüyorsun değil mi, çayın tadının kahveye geçip geçmeyeceğini düşünüyorsun. Nasıl ki arada bardağı temizlemek gerekirse senin de tüm yaşamındaki eşyalarını değiştirmen gerekli, senin için sürekli olarak yenileri üretiliyor hatta o an alabilecek gücün yoksa sana bankalar kredi sağlıyor. Bankaların temel amacı bu temizlenmene yardım etmek, tüm kokuları tüm kirleri tüm izleri temizleyebilmek için toptan değişiklik yapmak gerekir, nasıl bir bardağı sürekli yıkamak senin sağlığın için gerekliyse mikroplardan arındırılıyorsa senin de sık sık çevrendeki eşyaları değiştirmen gerekir, değiştirdikçe daha sağlıklı olacaksın. 

Şimdi kahve değil de viski koy bardağa iç bakayım, çok acı değil mi yanına başka bir şey lazım al bir ya da birkaç çikolata şimdi dene, viskinin tadıyla çikolatanın tadı ne kadar güzel oldu değil mi iki farklı tat nasıl uyum sağladı. Gülümseyerek kafanı salladığını görür gibiyim, işte bu nedenle bir hayat arkadaşına gerek var, erkeksen birkaç tane de olabilir, kadınsan hemen yüzünü buluşturma bak ev işleri daha hızlı hallolur ve sana daha fazla zaman kalır. Tek başına yaşanmaz bu yaşam viski gibi olur, tadını almak için aile kurmak gerekir, büyük bardakların yanında küçük bardakları hayal et, görüntü tıpkı o büyüklü küçüklü bardaklar gibidir. Sadece ailen değil hayat senin için büyüklü küçüklü bardaklar, ızdırabınısikiyim ile bardakların raksı başlayacak hazır mısın... 

İçindekiler: Herhangi bir ekmeği alırken üretildiği buğdayın kimin tarlasından olduğunu sorguluyor musun, tabi ki hayır fırıncıya güvenirsin senin için en iyi buğdayı seçmiş, su ve tuzla birleştirerek sana mükemmel ekmeği üretmiştir. Biz de senin için en iyi malzemeleri bir araya getirdik, içinde ne olduğu önemli değil sadece senin iyiliğin için olacak her şeyin içinde olduğunu bil ve bize güven. 

Kullanım talimatı: Herhangi bir dozu yoktur, önce bir doz alınır daha sonra herhangi bir olayda koy götüne rahvan gitsin denilmediği anda tekrar alınır, bir süre sonra sizin de sloganınız koy götüne rahvan gitsin olur, o slogan ortaya çıktığında istenirse ızdırabınısikiyim bırakılır.
Devamını oku...

14 Ocak 2013

4 IKEA Neden Evimizin Her şeyi?

“Önce televizyonun yerini değiştirdim. 
Sonra masanın... 
Dünyam değişti!” 
Anonim 

IKEA, Ingvar Kamprad isimli İsveç'in Smaland mezrasından bir girişimcinin 1940'larda bölgenin mobilya marketlerinin ve üreticilerinin arasında yeteri kadar deneyim elde ettikten sonra oluşturduğu bir konsept marka. Konsept olması mobilyaların üretimde basit, tasarımda fonksiyonel ve yenilikçi, kargo ve ulaşımda ucuz olması anlamına geliyor. 

Konsept sadece yukarıda bahsettiğimiz bileşenlerden ibaret değil. Tasarıma bakış açısından başlayarak, ürünlerin satışına kadar bir dizi “adamlar yapmış” tepkisini hak eden bir bütünselliği de mevcut. IKEA her türlü malzemenin yap-boz niyetine satıldığı bir konsept, dar alanları işlevsel ve en küçük noktasına kadar döşeyebilen ürün yelpazesine sahip mobilya marketler zinciri modelinin ilk örneklerinden, mağazalarındaki kısa yollarla tüketicinin mağazadan bir an önce çıkmasını sağlamak yerine tüm ürünleri görmesini amaçlayarak sadece evimizdeki mekan algısını değiştirmekle yetinmeyip tüketim sırasında da mekan algımızı değiştirmeye çalışan bir konsept. 

IKEA'yı bir konsept olarak düşünmeye başladığımız andan itibaren (ki şirketin kendisinin de ürünün tasarım – üretim ve pazarlama üçgenini tanımlarken vurguladığı nokta da 'konsept'.) 'konsept'in günümüz dünyasındaki algılaması üzerine söz etmeden ileride bahsedeceğim noktaları açıklamak zor olabilir. 

Günümüz üretim ilişkilerinin doğasına bağlı olarak iletişimde yaşanan turbo boost-hızlandırılmış ilişkiler modu, bütünselliğin herhangi bir bütünün parçası olarak algılanmaya başlamasıyla bütünsellik algısının minimalleşmesi, minimalleşen bu algının beraberinde getirdiği parçanın daha da çok parçalara ayrılması ve nihayetinde parça başı algılama ve sonu gelmez kategorileştirme ve alt-kategorileştirmeler ile gerçeğin sadece çok ufacık bir parçasına hakim olabileceğimiz algısı, bu algı ile donatılmış bireylerin kamusal alana 'kendince katkı'ları, 'bence ve bana göre fikir'leri ve doğal olarak kamusalın oluşmasında kolektif katkının bireysel ve çoklu bir işbirliğine dayalı yapısı, üretilen bilgi ve algılayışların çokluğu karşısında insan ırkının 'minima moralia' sı ve minimal etik anlayışı gereği dijital çağın bir getirisi olarak milyonların içerik sağladığı dijital dünyada içeriğin 'her noktası gerçeğe aynı uzaklıktaki fikirlerle oluşturulma güdüsü veya öyle düşünülmesi. 

Yukarıda spot olarak sunulan tüm gelişmeler ışığında öznenin gerçeği kavramada zorluk yaşarken kullanabileceği bir araç olarak “konsept”in imdada yetişmesi çok da eski olmayan bir olgu. IKEA konseptinden bahsederken de birçok 'parça başı gerçek' in bir arada bulunmasını sağlayan bir üst-algıdan bahsedeceğiz. Minimalize olmuş öznenin neden IKEA'yı sevdiği sorusuna; IKEA'nın ürünlerinde değil tüm üretim sürecinde benimsediği parça-başı gerçekler toplamına ve dolayısıyla IKEA 'konsept' ine bakacağız. 

"Come and See IKEA or We'll Come and See You!"

IKEA reklamlarında üç kocaman İsveçli, insanların evine girerler ve insanları IKEA'ya gitmeye zorlarlar. Reklamın sonunda ise insanlar bu kocaman İsveçliler tarafından şu sözlerle tehdit edilirler; “Gel ve IKEA'yı gör. Gelmezsen biz gelip seni göreceğiz!”. Tehdit edilen bu mağdur insanların IKEA'ya gidip gitmediklerini bilmiyoruz ama 2012 yılı sonu itibariyle IKEA mağazaları dünya çapında 776 milyondan fazla kere ziyaret edilmiş. İsveçli yarmalardan yılıp biz IKEA'ya gitmesek bile IKEA'nın bize geldiği ise çok açık. Ne de olsa günümüzde şirketlerden kaçabileceğimiz çok bir yer yok. 

IKEA'nın bizi, bizim de IKEA'yı görmemiz ve aramızda komşuvari bir ilişkinin oluşması IKEA'nın mekan algımıza hitap etmesiyle birlikte ivme kazanan bir süreç. IKEA'nın “mekan konsepti”, modern dönem başlangıcının büyük meydanlar, büyük binalar, büyük heykeller, geniş sokaklar, geniş ve büyük evler konseptinin tersine küçük mekanlara odaklanan, büyük anlatılar, büyük fikirler, çığır açan yönelimler yerine küçük ve basit fikirlerle bunu hayata geçiren bir konsept olarak karşımıza çıktı. “Small Pieces, Small Ideas” konsepti, modern sonrası insan oğlunun hızlı yaşamına ayak uyduran, öznelerin küçük mekan sahipliğine ve özel hayatın giderek minimize edilmiş doğasına hitap eden işlevsel bir yaklaşım sağladı. 

İnsan evladının nesnelerle ilişkisinin kompleks doğasına ilişkin IKEA'nın yaklaşımı ise konseptinin bir diğer özelliği. Artık odak bugüne kadar mekan algımızda yer etmiş oturma odası, mutfak, yatak odası gibi bütünler değil aksine odak, mutfaktaki yemek masası, buzdolabı, oturma odasındaki, televizyon, koltuk, kitaplık gibi daha küçük parçalar. Diğer bir ifadeyle oturma odasını oturma odası yapan nesnelere birebir odaklanmak IKEA konseptinin önemli bir özelliği. Sorun oturma odası değil televizyonun oturma odasındaki konumu ve işlevi olarak yeniden tayin edildi. 

Aynı zamanda öznenin nesnelerle olan ilişkisinde de IKEA konseptinin bir tavır aldığını görürüz. Nesnenin insan zihnindeki temsili ve insan duygularındaki karşılığı günümüzde hiç olmadığı kadar belirginlik taşır. Nesnenin mekan içerisindeki konumu kadar zaman içerisindeki konumu da insanın onunla kurduğu bağa etki eder ve bu bağ birçok anlamda bağımlılık içerir. Bazı nesneler vardır ki hafızamızdaki imajı onu vazgeçilmez kılabildiği gibi, bizi rahatsız da edebilir. Veya en basit anlamıyla “Bu beni rahatlatıyor”dur. IKEA konsepti ise tüketimi arttırmak için nesnelerle olan bağımızı ortadan kaldırmayı hedefler. Tahayyül nesnelerle bağ kurmamak üzerinedir. Eylül 2002'de Amerika'da yayınlanmış 60 saniyelik “IKEA Lamp” reklamında bahsi geçen lambayla ilgili söylenenler durumu netleştirmek açısından dikkate değer: “Many of you feel bad for this lamp. That is because you crazy. It has no feelings, and the new one is much better.” (Birçoğunuz lamba için üzlüyorsunuz. Çünkü siz delisiniz. O lamba hissetmiyor bile ve ayrıca yenisi çok daha iyi) 

“You Do Your Part. We Do Our part. Together We Save Money.” 

Konseptin bir diğer önemli özelliği ise sizi sadece bir tüketici olarak görmek değil aynı zamanda üretim sürecinde de konumlandırmak. Bu sayede tüketici üretim sürecinin de bir parçası olarak satın alınan ürünle daha yakında bir bağ kuruyor - nesne ile bağ kurmak ve kurmamak çelişkisi konseptin önemli bir karakteristiği-. IKEA; “Sen sana düşen kısmı yap. Ben bana düşen kısmı yapayım. Birlikte kazanalım.!” nosyonuyla tüketiciyi bir bakıma fabrikasından içeri davet ediyor. Parçalardan oluşan ürünlerle depolamadan ve kargo hizmetlerinden daha çok kar sağladığı gibi hazır ürünü alıp bir evin köşesine koyan pasif tüketici yerine, tüketiciyi onun zihnindeki ya da kılavuz kitapçıktaki örneğe göre nesnenin boyutlanması sürecinin kahramanı kılıyor. Hatta IKEA reklamlarını kahraman tüketicilerin kendisine yaptırıyor. Dolayısıyla da alışıla gelmiş üretici-tüketici ilişkisinde olduğu gibi 'Ben senin ihtiyaçlarını görür üretir ve pazarlarım sen ise tüketirsin' anlayışından ziyade daha çok tabana yayılmış, birlikte üretim ve birlikte tüketim fikrini benimseyen bir konsepti salık veriyor. 

Öte yandan aynı tür mobilya ve nesnelerin büyüklük, birleştirilme ve renk bakımından tekrarına ve türevlerine elverişli tasarım konsepti ile IKEA insanların nesne kullanımını toplumsallaştıran çoğu zaman da tek tipleştiren bir yönelimi destekliyor. Yer yer kimin evinde olduğumuz konusunda kafamız karışabiliyor. Tasarım opsiyonlarının ise bir görüşte IKEA konsepti olarak anlaşılmasını sağlayan görünüşte minimal ve bireyselliği ön plana çıkarmış fakat standarize edilmiş hali tahayyül gücümüzü okşayan fakat aynı zamanda sınırlayan da bir işleve bürünüyor. 

İsveç Köftesinden Bir Liralık İçeceğe IKEA Konseptinin İflası 

IKEA konseptinin hınzırlıkları burada bitmiyor. Mekan algımızı değiştirme iddaasının yanısıra yaşam tarzı olarak da model olmak IKEA'nın görevleri arasında. 

Örneğin IKEA'ya göre evimizi temiz ve toplu tutmalıyız. Kız arkadaşımızla sorun yaşamak istemeyeceğimiz gibi rezil de olmak istemeyiz. Evinizde olmayı hissetmelisiniz. Kamasutra teknikleri en iyi IKEA ile deneyimlenir. 

Fakat IKEA konseptine rakip sayabileceğimiz bir diğer konsept ise kuşkusuz 'Türk Konsept'tidir. IKEA Türkiye'nin bir dizi konuda küresel anlamda yaşamadığı sorunları Türkiye'de yaşadığı gözlemlenmiş. 

Nice Türk ünivesite öğrencisi başta olmak üzere, değerli vatandaşlarımızın, köftelerin ucuz ve içeceğin ucuz ve sınırsız olması sebebiyle IKEA restaurantlarını öğrenci yemekhanesi veya esnaf lokantası olarak kullandığı bilinen bir gerçek. Rivayetlere göre IKEA Türkiye mobilyacılıktan köfteciliğe doğru sektörel bir değişim yaşayacağını borsaya bildirmek üzereymiş. 

IKEA Tükiye'nin son dönem mottoları ise aşağıdaki gibi: 

“Tasarıma Değil Köfteye Ağırlık”, 
“Bir Lira Ver İstediğin Kadar İç. Dışarıda Bekleyen Arkadaşının Şişesine Doldur Evine Götür”, “Bardağını Sakla Bir Daha Kullanırsın”, 
“Kız Arkadaşınla Nerede Buluşacaksın Derdine Son; IKEA'ya gel Tasarım Harikası Mağazamızda Köfte ve Kola Eşliğinde Romantik Anlar Yaşa!” 

Sonuç Yerine 

IKEA neden evimizin herşeyi? Çünkü mobilya değil “ev konsepti” satıyorlar. Yukarıda ifade edilen ve edilemeyen birçok nedenden ötürü öznenin gündelik yaşamını çevrelemiş tüketim algısına yeni bir boyut getirmiş olması IKEA'yı bir konsept dahası popüler bir konsept yapıyor. Denilebilir ki IKEA konsepti sadece IKEA markasına ait olamayacak kadar geniş bir konsept. 

Gerçekliğin altında ezilmiş öznenin şu sıralar hayatta kalma stratejisi nesneler başta olmak üzere, parçalanmış karakter ve güdülerin yap-boz oyunuyla sürekli yeniden tanımlanması üzerine kurulu.

image source: 1- IKEA manual by Metin Seven, Seven's Heaven,   
http://www.sevensheaven.nl/imagedetails/illustraties/cartoons/ikea-handleiding/
2- Umut Sarıkaya
Devamını oku...

13 Ocak 2013

2 Staylacılığın Küresel Hayaleti: Gangnam Style

Youtube gibi devasa bir video paylaşım servisi içinde kısa sürede 1 milyarı aşan bir izlenme oranına ulaşmak elbette Gangnam Style’ın popülerliğini tartışmak açısından önemli bir istatistiki veridir. Bu verinin oluşum sürecinden (youtube’da trend olmanın öznel ve nesnel dinamiklerinden) bağımsız olarak şarkının ve dansın küresel boyuttaki hızlı yükselişinin -ve muhtemelen aynı hızda unutulacak olan- etkileri üzerinden konuşmak daha yerinde olacaktır. Ancak bu etki formlarını beğenme ya da beğenmemeye ilişkin kanaatleri dikkate alarak değil toplamda bu kanaatleri de içine alan geniş düzleme bakarak analiz etmek de önemli bir husustur. 

Gangnam Style’ın neden hızlı bir biçimde küresel boyutta popüler kültür fenomeni olduğuna dair yapılan yaygın analizler şarkının dile dolanabilen basitliği, akılda kalıcılığı, videoda kullanılan görsel imgeler, dansın farklı, harekete geçirici ve komik bir formda olması gibi tikel çözümlemeler üzerinden olmakta. Bunların her biri şarkının popülerliğinin faktörü olabilir ancak popüler kültürün doğası gereği bu faktörleri halihazırda kendi içinde taşıdığı varsayımı gözden kaçırılmış olacaktır. Yani popüler kültür ürünlerinin her biri zaten bu özelliklerle vücut bulur. Sanki bu endüstrinin ürünü herhangi bir şarkının sözlerinde derin metaforlar konuşuyormuş ya da bestesinde müthiş kompozisyonlar varmış gibi Gangnam Style’ın küresel popülerliğini sözlerinin basitliğine bağlamak anlamsız bir çabadır. Tedrisatı reklamcılık ilmi olanların gösterge avcılığı bunu daha da detaylandırabilir ancak bu yazının öznesi Gangnam Style olmayacaktır. 

Gangnam Style kültür dejatitüsyonunun bir nesnesidir sadece, yerine x konulduğunda değişmeyecek olandır. Bıkıncaya kadar tekrar edilecek ve parodinin parodisi şeklinde yeniden üretilecek olandır. 

İsterseniz son ses açıp coşabilir isterseniz nefret edebilirsiniz. Burada mühim olan nokta bir çeşit küresel dahil olmadır. Dili ne olursa olsun küresel boyutta reaksiyon gösterme hızının muhteşemliğidir. Bunu izledin mi, şunu dinledin mi sorularına cevapsız ve kayıtsız olamayışımızdır. Bizi bir biçimde içine alan bu dahil etme sisteminin gücünü ispata kalkışması ve her kalkışmanın yarattığı çöküntü halidir. Aynı potada eritilenin madeni özünü yitirmesidir. 

Kendi tarzını yerel pazarda göstermeye çalışan staylacılığın ‘yapmacık biricikliği’ küresel pazarda kitlesel talebin etkilerine göre şekillenerek bir ‘yapay aura’ya dönüşmektedir. Oyalanacak şeylerin arayışındaki kitleler ‘kutsal bir törene” iştirak ediyormuşçasına bunun etrafında toplanmaktalar. Gangnam Style kitleleri kendi şeyleşmiş düzeyine çekerek orada bir süreliğine oyalamaya çalışacaktır. Bir süreliğine diyorum çünkü popülerliği için gerekli olan biteviye ve şuursuz tekrar etme aynı zamanda onun sonunu da hazırlamaktadır. Hızlı bir biçimde kitleleri etkisine alan ‘yapay aura’sı aynı hızda büyüsünü yitirmesine sebep olmaktadır. Eğer biraz şanslıysa ilerleyen zamanlarda atıldığı veya atılacağı çöplükten nostaljik yeniden-üretime dahil olabilir. 

Gangnam Style biricikliğini yitirmiş haliyle eğlence endüstrisinin sıradanlaşmış bir nesnesi olmaktan asla kurtulamaz. Etrafını coşkuyla sarmış kitlelere aldanıp sonsuz bir sadakat beklememelidir. Yerini bir başkası alacak ve geriye döndüğünde kendiliğine dair en ufak bir kırıntı dahi kalmadığını görecektir. Yeni olan ise daha baştan tüketilerek yeniden üretilmiş olma paradoksu içinde yorgun düşeceği gibi kitleler de kendi yorgunluklarını görmezden gelerek hayali bir dinamizmin içinde bu küresel törene dahil olamaya devam edecektir. O halde bu yazının öznesi yine Gangnam Style olamayacaktır.
Devamını oku...

12 Ocak 2013

1 Bok Herif

“Yeni aldığı parfüm bok gibi kokuyordu” diyordu iş yerindeki müdiresini çekiştirirken, bok nasıl kokardı ki, yenilene göre değişmez miydi bokun kokusu ve ayrıca fizyolojiye göre. O an onun bok gibi kokuyordu cümlesiyle neyi anlatmak istediğini ölesiye merak ettim. Mide ve bağırsak arasındaki oyunun eseri miydi bok yoksa ona daha kutsal bir yer mi ithaf ederdik. 

“Bok” dedim düşüncelerin arasında dolaşırken “nasıl kokar ki”, “tuvalete git öğrenirsin” esprisini anlamaya çalışırken “ne gereği var ki” diyebildim, “sen de kokuyorsun” “ne yani ben bok gibi mi kokuyorum” diye hiddetlenmişti, yüzü kızarmıştı. “Bok gibi derken?” sorusunun yanıtını beklerken hışımla çantasını alırken masadan “sen benim bokumu ye” demişti. Bilmem belki de haklıydı bokunu yiyordum o an ama yok yok bir sorun vardı “bok” olan bendim. Tüketilen bir beden, tüketilen bir an, dönüp geçmişe baktığında amma da hıyardı denilecek olan zat. O halde boku yiyen oydu kendi ürettiği boku senelerce zihninde taşıyacak ve ne zaman ihtiyacı varsa o zaman yiyecek. O bokun içinde ben olacak mıydım evet hayal olarak silinmiş. Eskilerin hepsi şerefsizdi dediği anda o şerefsizlerin içine hapsolacaktı hayalim, ismim sıfatın içinde ezilecekti ismim kaybolacaktı. Bu sıfatların içinde kaybolma süreciydi bağırsağın yaptığı ve tam o dışarı atılma anında devreye giren göt deliği kaslarının yerini ise ağız alacaktı, ses telleri ve beyin mideydi sanırım. 

Hafiften yavşak bir sırıtışla yaklaşan garson başka bir arzunuz var mıydı diye sordu. “Arzu” derken “başka” derken, gelecekte bok olacak bir şeyler getirmelerini istemem mi gerekiyordu önüme, yüzündeki yavşak sırıtış rahatsız etmişti, az önceki diyaloğa kulak misafiri olmuşsa -ki olunmayacak gibi değildi- yavşak sırıtışın nedeni belliydi. Anlamıyor muydu ya da fark etmiyor muydu bilmiyorum ama o an o sorusuyla kendinin bok olduğunu itiraf ediyordu, bok olduğu için gülümsüyordu, tüketilen sadece kafede satılanlar değildi çünkü bu mekanın ruhuna aykırıydı. Masaların düzeni, alttan gelen hafif caz tınıları ve garsonların hizmetleri tüketiliyordu. Az sonra adım adım ilerlerken kaldırımlarda arkama dönüp baktığımda boka dönüşecekti hepsi. Garsonun suratını hayal ettim nasıl bok olurdu, aşağı doğru düşmekte zorlanan mı yoksa cıvık cıvık hazmedilememiş bok mu? Hazmedilemeyenler dışarı olduğu gibi atılan ve yemek parçaları bırakanlar, bu yavşak gülümsemesi ve ikiyüzlü nezaketiyle hazmedilemeyen bok olamazdı, tam aksine iliklerine kadar kullanılmış, sömürülmüş hatta vücut susuz kaldığı için suyu bile alınmış taş gibi bir bok. O halde ben nasıl olabilirdim ki hazmedilmiş ya da hazmedilemeyen, o ana kadar nasıl bir bok olduğumu bilmiyordum, nasıl fırlatırdım dışarıya ama o an karar vermiştim artık insanların yaşamında hazmedilmeyen bok olacaktım ve bağıracaktım tüm gücümle hazmedilmeyen boklar olalım diye.
Devamını oku...

8 Ocak 2013

0 Izdırabınısikiyim MegaPlus

“Kadından hanımlığa geçişin gizemli formülü” 

-Gel vatandaş gel, 
-İkizlere takke, kırgın gönüllere maske. 

Bindiğin otobüste liselim ezgileri eşliğinde kalçalarına dokunmaya çalışan pos bıyıklılardan gına mı geldi yoksa kendini tüm özelliklerinden arındırılmış, sadece vajinanın çevresindeki et parçası olarak algılanman tarif edilemeyen bir hiddete mi yol açıyor. Sessizliğin gölgesindeki çığlıkları duymak sinirlerini altüst mü ediyor. O zaman sana bir teklifimiz var, ikizlere takkeden sonra kadınlar için en büyük icat. 

Artık sen de sevgiliyle evde nikahsız yaşadığı için polislerin tecavüzüne uğrayan kadına oh olsun diyebileceksin, dayısı tarafından tecavüze uğradığı için annesi tarafından zehirli ekmekle öldürülen çocuğun arkasından zaten murdar olmuştu diyebileceksin. Otuz sekiz yaşında bir kadının yirmi beş yaşında çocuğu tarafından öldürülmesini sorgulamayacak, sokak ortasında defalarca karısını bıçaklarken adamı izleyen polislere sadece işlerini yapıyorlar diyebileceksin. 

Aldığın onca eğitime rağmen poponun boyutuna ve müdürle ya da patronla cinsel ilişki ihtimaline göre işe alınmanı ya da alınmamanı önemsemeyeceksin, patronun her gün prezantabl -başka ifade ile gözümüz gönlümüz açılsın- görünümüne salyalarıyla bakmasını değil kaçan külotlu çorabına bakıp komik duruma düşüp düşmediğini dert edeceksin. Adet dönemlerinde izin verilmesi gerektiği ya da gerekmediğini düşünmeyecek aksine sen de adet gördüğünü saklamak için şekilden şekile girebileceksin. 

Sen de evet sen de reklamlardaki mutlu anne rolünü yaşamak isteyecek, varoluş sebebini sadece çocuk doğurmaya ya da doğurmamaya indirgeyebileceksin, eşin dostun çocuklarına cinsiyetine göre hediye alabilecek, üstüne üstlük kadın çocukları barbi bebek bu diyerek sevebileceksin. Sen de evet sen de evlenilecek kız - eğlenilecek kız ayrımında yürekten katılacak, evlenilecek kız olabilmek için elinden geleni yapabileceksin. 

Ne düşündüğünden çok nasıl göründüğünle ilgilenen ve nasıl göründüğüne dair övgüler düzen bir erkek senin için de çekici olmaya başlayacak, barbi bebek kıvamına girmek için spor salonlarında olduğun yerde koşmak ya da olduğun yerde kürek çekmek senin için de önemli bir faaliyet olacak. Sen de evet sen de nişanlanınca birbirinin elini tutan iki yüzük fotoğrafını facebookta profil resmi yapabileceksin. Hatta sende düğün resimlerini kapak fotoğrafı yaparken gelinlik üzerindeki kırmızı kuşak takmamayı radikal bir davranış olarak değerlendirebileceksin. 

Olabilecek en salakça programların kadın programı olarak lanse edilmesini umursamayacak, erkeğin akıl kadının duygu olduğunu sonuna kadar destekleyebileceksin. Sahneleri uzadıkça uzayan ağlak dizilerdeki kadınların sorunlarına bakıp bakıp ağlayacak ve ağlarken sen de evet sen de kendi yaşantını kutsayabileceksin. Yemek yapmayı sadece kadınların işi olarak gören yemek programlarındaki tatlı tariflerini kaçırmayacak, bu tarifleri günlerde paylaşabileceksin. 

Hanım hanımcık otururken, iş yaşamında devletin de erilliği seni alakadar etmeyecek, sokaklarda vajina diyerek bağıran kadınlar sana uzaydan gelmiş gibi görünürken; anayol, anavatan, anayasa kelimelerindeki analık senin düşünce dünyandan uzaklaşıp gidecek. Sen de evet sen de kadın haklarının gökten zembille indirdiği için kemalistlere dua edecek, kadınların kurban edildiği cahiliye döneminden çıkardığı için islama dört elle sarılabileceksin. Bunlarda mı yetmez sen de baş örtü tartışmalarındaki rolünü sadece inanç temeline indirgeyebileceksin. Evlenmeden önceki soyadını kullanmak sana inanılmaz bir gelişim olarak gelirken çocuğunun o soyadını taşımamasını umursayacaksın. 

Ne kadar rahatsız olursan ol vardır bir çare, sloganımız belli ikizlere takke, kırgın gönüllere maske, kadın başına yapılabileceklerin belli olduğu bir toplumda al sana bizden çare. 

Hanım olmanın gizemli formülünü kapına kadar getiriyoruz üstelik kapıda ödeme fırsatıyla, isterseniz kredi kartına on iki ay taksit fırsatıyla. 

Durun daha bitmedi, iki kutu Izdırabınısikiyim MegaPlus alana; tüy dökücü krem, yağ yakıcı açai çileği hediye. 

Durun bitmedi kadınlıktan hanımlığa geçişte ben bilmem beyim bilir kitapçığı ve İskandinav usulü et yemekleri kitabı da hediye. 

Bitmez biz de ne hediye ne de çare bitmez; Izdırabınısikiyim MegaPlus’ın yanında en güzel aşk şiirleri kitabına da hiçbir ücret ödemeden, evet hiçbir ücret ödemeden sahip olabiliyorsunuz, artık sen de kocana, sevgiline ruhsuz öküz diyebilirsin. 

Ve sıkı durun, Aşkı ateşlemenin, erkeği elde tutmanın gizli formülü, en güzel trip atma taktikleri ve erkekleri sinirlendiren on eylem kitapçığı da hediye. Izdırabınısikiyim MegaPlus ile artık sen de kendini ikoncan olarak hissedebilirsin, aynaya bakıp güzelim güzelliğime kurban olsun, manken gibi hatunum yav diyebileceksin. 

Ve son olarak her duruma karşı hazır olman için ikili pansuman seti, morlukları kapatman için organik naneli krem -morlukların kapanırken cildinin daha gençleştiğini hissedeceksin- ve kanı durdurabilmen için pamuk, eğer dayaktan ölürsen de nasıl kullanılacağı şekilli anlatımlarla Izdırabınısikiyim MegaPlus kullanım kitapçığında. 

Sorun varsa vardır biz de çare. 
Izdırabınısikiyim MegaPlus ile mutlu mesut günlere... 
Izdırabınısikiyim MegaPlus 
“Kadından hanımlığa geçişin gizemli formülü”
Devamını oku...
SST Atölye